Home / Genel / ‘Beka’ Savaşımız ve ‘Beyaz Kuvvetler’

‘Beka’ Savaşımız ve ‘Beyaz Kuvvetler’

bogaz-koprusu

Neo-Postmodern bir işgalle karşı karşıyayız. Hain saldırılar devam ediyor. Günlük hayatın rehavetiyle tehlikeyi unutuyor, gaflete düşüyoruz. Bu gaflet sonumuzu getirmeden, yaşanılan acıların ikazıyla uyanıklaşmalıyız. Unutmamalıyız ki; ‘Su uyur düşman Uyumaz’

‘Beyaz Kuvvetler’ ülkenin işgal ve sefer zamanı için, barış dönemlerinde hazırlanan sivil yaşam süren kişilerden müteşekkil bir oluşumdur. Bu fahri, gönüllü ve gayrı resmi teşekkül, askerliğini bitirmiş, çevresinde dürüst ve saygın olarak tanınan, güvenilir, herhangi bir suça bulaşmamış, yaşantısını belirli bir düzene koymuş, halkın sevgisini kazanmış, işgal durumunda bölgesini terk etmeyecek ve ülke savunmasında faydalı olabileceği değerlendirilen sivil kişiler içerisinden seçilerek vücut bulmaktadır.

Yüz yıllardır Türk Devlet ve Millet Geleneğinde çeşitli şart ve niteliklerde bu tarz unsurlar hep olageldi. Olması da gerekli ve mutlaktır. Beyaz Kuvvet’lerin gelişen ve değişen dünya koşullarında, devlete yönelen tehlikeler ve savunma stratejileriyle değişerek, dönüşerek, bir şekilde, var olmaya devam etmiştir.

Ömrü 90 yılı aşan Cumhuriyet’imiz döneminde de, bu oluşumun bir şekilde var olduğu aşikardır. Kimi dönemlerde ciddi sıkıntılara sebebiyet veren suistimallere yol açması ise en büyük açmazıdır. Çünkü devletin ‘karar mercii’leri yanlış mülahaza ve zihniyetlerin eline geçtiği takdirde bu potansiyel zararlı kullanıma da imkan vermiştir.

Yanlışlıklar ve suistimaller olması ‘Beyaz Kuvvetler’ olgusunun kötülüğü değildir. Bu noktada asıl ve hayati kötülük; insiyatifini subjektif ve gayrı milli nitelikte, kişisel istikballeri ve grupsal aidiyetleri çerçevesinde kullanmaya kalkan millilik’ten yoksun, basiretsiz ve bazen de ihanet üzere olma potansiyelindeki yönetsel kişi ve grupların kötücül emel ve ihtiraslarıdır.

‘Kötü örnek, örneklik teşkil etmez’ diyerek önümüze bakmalı ve güvenlik açısından çok büyük önem taşıyan bu Varlığı ‘en milli’ şekilde sürdürmeliyiz. Çünkü; bir devletin dahili ve harici ihanet ve saldırılara karşı tehlikeleri bertaraf etme, caydırıcılık, savunma ve psikolojik üstünlüğü ‘derin’liğiyle de ‘eşboyutlu’dur.

Bu bağlamda; Askeri terminolojik deyişle yukardaki gibi tanımlanan Beyaz Kuvvetler’in hayati önemi ortadadır. Çünkü Terör örgütlerinin çalışma ve eylemselliğine bakınca hepsinin, bir nevi, spesifik örgütsel beyaz kuvvetlerini oluşturduğunu maalesef görmekteyiz.

Teröre verilen lojistik ve istihbari desteklerin ne kadar önem arzettiği, onların eylem faaliyetlerinin işlenişindeki zalimlik, hainlik, kan ve gözyaşıyla karşımıza çıkmaktadır. Hele de FETÖ örgütlenmesine baktığımızda bu olgunun varlık ve büyük tehlike arzeden önemini hepimiz gördük ve görmekteyiz. Hemen her meslek grubundan insanların, rutin hayatlarını sürdürürken gizli ve sinsi şekilde bu örgüte aidiyet ve desteklerini müşahede etmekteyiz.

Saymakla bitmez; öğretmen, öğrenci, akademisyen, cami hocası, bakkal, çiftçi, esnaf, işadamı, muhtar, bürokrat, memur, amir, polis, asker…. Evet saymakla bitmiyor ki; bunların gizli emellerine hizmet eden kişi ve meslek erbabı olmasın. Adeta FETÖ ‘Derin Devleti’yle karşı karşıyayız. Örgütün bu gizli ve sinsi yüzü nedeniyle ‘Kripto FETÖ’cü’ deyimi dilimizden düşmemektedir.

Devlet; devlet refleksiyle gerekeni yapmadığı takdirde, oluşan boşluğun tehlikeli ve hain zihinlerce doldurulması muhtemeldir. Ki; bunu acı ve dramatik şekilde yaşadık, yaşıyoruz. FETÖ ve PKK örgütlenmesi bu noktada buldukları ciddi destekle yıllardır var olmaya devam etmiş ve verilen mücadeleye rağmen sürdürmektedir. Bu örgütlerin devlet eliyle bitirilmesi konusunda yaşadığımız ana zorluklardan birisi de; beyaz kuvvetler oluşumu noktasında devletin zayıflaması ve Terör örgütlerinin güçlenmesi olmuştur.

Yapılması gerekenler nelerdir?
Devletin ivedilikle en üst karar sürecinde(MGK başta olmak üzere) alınan ve alınacak yeni kararlarla, ‘Beyaz Kuvvetler’ sistematiği günün koşullarına göre revize edilerek hayata geçirilmelidir. Bilişim, görsel ve yazılı medya, sosyal medya, telekomünikasyon araçları vb. olgular dikkate alınarak, ilk baştaki tanıma ve vasıflara uygun şekilde ‘milli ve yerli’ özellikte oluşturulmalıdır.

Yukarıdaki tanımlama genişletilerek vatandaşların devleti bekası ve vatanın bağımsızlığı için her türlü destekleyici ve önleyici tedbir dairesine alınarak bilinçlendirilmesi ve istifade edilmesi gereklidir. Aksi takdirde dini, etnik, mezhebi veya başka türlü faktörlerle bireylerin başka ‘otorite’lere çalışması riski hep var olacaktır.

Beyaz Kuvvetler oluşumunun devlet eliyle ülkemizin kılcallarına kadar ulaşması ve vatan coğrafyasının en ücra köşesine kadar organize edilmesi gereklidir. Bu toprakların kahramanı çoktur ve serdengeçtileri boldur. Ama unutmayalım ki; kahramanı çok olan yerde hain de –ne yazık ki, oldukça fazla çıkıyor.

FETÖ ve PKK başta olmak üzere Terör Örgütleriyle mücadele ederken onların kullandıkları enstrümanları ellerinden almak şarttır. Hatta devletin hep bir adım ilerde olması gereği mutlaktır. Beyaz Kuvvet’lerin güçlü varlığı mevcut ve müstakbel hainlere ve ihanet odaklarına, eyleme geçmeden ‘Önleyici Güvenlik’ için asla ihmal edilmemesi gereken bir husustur.

Bu konuda ‘Amerika’yı yeniden keşfetmeye’ gerek yoktur. Tarihimize ve payidar Türk Devletlerine baktığımızda bunun pozitif örneklerini çokça görürüz. Asıl olan, bu tarihselliği irdeleme, inceleme ve revize bir yaklaşımla günün koşullarına adaptasyon yapabilmektir. Daha spesifik örnekle söyleyecek olursak; (söylemeye dilim varmıyor ama acı da olsa söylemek zorundayım) hain FETÖ’nün çalışma sistematik ve derinliğini, devletin oluşturması ve bunu kamusal güçle daha ilerilere götürmesi yeterli olacaktır. Devletin ‘milli ve yerli’ dokunuşları, bütüncül organizasyonu ve ‘Kamusal Derin Sistematik’le ince eleyip sık dokuyarak, Türkiye Cumhuriyeti Beka’sını önceleyen, ‘Allah, Devlet, Vatan, Millet’ dörtlüsünden başka bir güç ve bağlılık vehmetmeyen ‘Milli Derinlik’i oluşturacaktır.

Çünkü neo-post-modern bir işgalle karşı karşıyayız. Ülkemize saldırılar devam etmektedir. Günlük hayatı sürdürmenin rehavetiyle tehlikeyi unutuyor, günlük yaşamın rutinine dalıyor ve  gaflete düşüyoruz. Bu gaflet sonumuzu getirmeden, yaşanılanların ikazıyla uyanıklaşmalıyız. Unutmamalıyız ki; ‘Su uyur düşman Uyumaz’

Milletin her ferdinin, dahili, kişisel istek ve emellerini bir kenara bırakarak, içten hainlere, harici düşmanlara karşı mücadele etme zamanıdır. Düşman, cilalı imajlarla, ‘içimizden kişilerle’, dost görünümlü şeytani maskeyle gelmektedir. Günümüz şartlarının imkan verdiği her türlü iletişim imkanlarını kullanarak ‘algı operasyonlarıyla’ bizi bize düşürmek için saldırmaktadır. Adeta ‘böl-parçala-yut’ taktiğinin en şiddetli saldırısıyla üzerimize gelmektedir.

Güvenliğimiz ve işgale direnişimiz sadece askerin, polisin ve resmi unsurların görevi olmaktan çıkmıştır. Devletimiz ve vatanımız için artık hepimiz ‘Beyaz Kuvvetler’iz ve böyle hareket etmeye mecburuz. Tek kurtuluşumuz budur.

Bize düşen; omuz omuza, birlik ve beraberlik içinde, ‘Önce ve Sadece Vatan’ prensibiyle silkinip, içimizdeki hainleri temizleyerek, savunmadan taarruza ve şahlanışa geçmektir.

İkinci ‘Büyük Taarruz’u başlatma dönemi gelmiştir….

About Erkan YILMAZ

avatar

BU HABERİ OKUMAK İSTERMİSİNİZ?

​Ahrazoğlu: Temelden büyük eksiklere sahip olan ara buluculuk beklenen faydayı sağlamayacaktır.

MHP Hatay Milletvekili ve TBMM Başkanlık Divanı Katip Üyesi Mehmet N. Ahrazoğlu, İş Mahkemeleri Kanun …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir