Home / İslam / GÖNÜL İKLİMİ (I)

GÖNÜL İKLİMİ (I)

İslâm şahsiyet ve karakterini sergileyen kâmil müminlerin en mühim vasıflarından biri, hiç şüphesiz ki cömertliktir. Hadis-i kutside şöyle buyrulmuştur:
“Bu din (yani İslâm), Zatım için seçip râzı olduğum dindir. Ona ancak cömertlik ve güzel ahlâk yakışır.

Müslüman olarak yaşadığınız müddetçe onu, bu iki hasletle yüceltiniz!” (Heysemî, VIII, 20; Ali el-Müttakî, Kenzü’l-Ummâl, VI, 392)
Cenâb-ı Hak bizlere Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimizi tanıtırken, O’nun “Raûf” ve “Rahîm”, yani çok şefkatli ve son derece merhametli olduğunu bildirmektedir. Dolayısıyla bizim de Peygamber Efendimizin rahmet, şefkat ve merhametinden hissedar olmamızı arzu etmektedir. Bu sebeple ümmet-i Muhammed olarak bizlere düşen vazife, gönüllerimizden bütün yaratılanlara rahmet tevzi edebilmektir. Zira îmânın ilk meyvesi merhamet, merhametin en belirgin alâmeti ve en olgun tezâhürü “infak”tır.
İnfak, malın ve canın Allâh’a adanışıdır. İnfak edilen mal veya imkânlar, ebedî saadetin sermayesidir. Hazret-i Mevlana, bu saadete nâiliyetin yoluna işaret etmek üzere şöyle nasihat eder:
“Hazret-i Peygamber buyurdu ki:
«Kıyamet günü (infakı ve sadakası mukabilinde kendisine) verilecek mükafatı iyiden iyiye bilen; (aynı zamanda) bir verdiğine karşılık on verileceğine inanan kişi, her zaman cömertliğini türlü türlü şekilde artırmanın huzur ve gayreti içinde olur.
Cimrilik ise Peygamberimiz’in müjdelediği mükâfatları görmemektir. (Basiretsiz bir bakışla, verdiği malının tamamen kaybolduğunu sanmaktır.)
Demek ki, kalp gözü görenden başkası cimrilikten kurtulamadı.”
Unutmayalım ki dostluk, sevenin sevilende kendi hususiyetlerini görmesinden kaynaklanır. Bizler, Cenâb-ı Hakk’ın rahmetinin üzerimizde tecelli etmesini istiyorsak, Allah’a Habîb/sevgili olmuş bulunan Âlemler Sultanı Efendimiz’in güzel ahlâkıyla ahlâklanmanın gayretinde olmalıyız. Zira O -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, hayatı boyunca kendisinden bir şey istendiği zaman, asla “yok” dememiştir. Öyleyse bizim de içerisinde bulunduğumuz bu Ramazan-ı Şerifte daha çok infâk etmeye, daha fazla gönle girmeye gayret etmemiz elzemdir.
Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Medîneʼde -dilese- en müreffeh hayatı yaşayabilirdi. Zira ganimetlerin beşte biri Allâhʼın emriyle Peygamber Efendimizʼe[1] tahsis edilmişti. Ayrıca kendisine nice hediyeler de gelirdi. Lâkin Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, hiçbir mecburiyeti olmadığı hâlde, gelen bu ganimet ve hediyeleri hemen Ashâb-ı Suffeʼye ve muhtaçlara infâk eder, ondan ancak kifâyet miktarını evine ayırırdı. Hattâ evine ayırdığını da, daha sonra gelen bir başka fakire infak ettiği olurdu. Yüksek mesʼûliyet ve merhameti sebebiyle, ümmeti aç ve muhtaçken kendisi huzur bulamazdı.
Hazret-i Âişe-radıyallâhu anhâ- Validemiz şöyle nakleder:
“Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in âile efrâdı, Medîne’ye geldiği günden vefat ettiği ana kadar, üç gün arka arkaya buğday ekmeğiyle karnını doyurmadı.” (Müslim, Zühd, 20)
Cenâb-ı Hak, kendisine yakın kullarından olabilmemiz için sevdiğimiz şeylerden infak etmemiz gerektiğini bildirerek şöyle buyurur:
“Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe, asla birr’e (hayrın zirve seviyesine) erişemezsiniz. Her ne infak ederseniz; şüphesiz Allah, onu hakkıyla bilir.” (Âl-i İmran, 92)
Hadis-i şerifte de şöyle buyrulmuştur:
“Cömert insan, Allâh’a, Cennetʼe ve insanlara yakın; Cehennem ateşine uzaktır. Cimri ise, Allah’a, Cennetʼe ve insanlara uzak; Cehennem ateşine yakındır! Cahil cömert, Allah Teâlâ’ya cimri âbidden daha sevimlidir.” (Tirmizî, Birr, 40/1961)
Cenâb-ı Hak, rızkın temini hususunda mahlukatı birbirine vesîle kılmıştır. Dolayısıyla muhtacı gözetmek, Allah Teâlâ’nın bizlere olan ihsanlarından onlara pay ayırabilmek, büyük bir fazilettir. Zaten muhtaçların feryatlarına tesellî olmadıkça müminin rûhu da teselli bulamaz.
Hazret-i Mevlana ne güzel buyurur:
“Şunu iyi bil ki, bedenden, maldan, mülkten kaybetmekte, ziyana uğramakta ruha fayda vardır; onu vebalden kurtarır. Mal; bağışlamakla, infak etmekle, görünüşte elden çıkar gider ama, onu verenin gönlüne yüzlerce manevi hayat gelir!”
Günümüzün en büyük manevi hastalıklarından biri, cömertlik ve infaktan uzak kalmak sebebiyle kalplerin katılaşmasıdır.

About Süleyman GÖKSU

avatar

BU HABERİ OKUMAK İSTERMİSİNİZ?

RESULULLAH EFENDİMİZİN ŞEFAATİ

Büyük alimlerden Muhammed bin Harb el-Hilali (radıyallâhü anh) şöyle anlatmıştır: “Bir gün Medine-i Münevvere’ye gittim. …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir