Home / İslam / İslâm Tarihinde Şeyhulislamlık

İslâm Tarihinde Şeyhulislamlık

Şeyhulislamlar silsilesinin ilki “Sıddık-ı Azam” hazretleridir. Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) huzurunda Ebubekir’den (ra.) başka hiç kimse fetva vermemiştir.

seyhulislam

İslâm kadılarının evveli de Ali bin Ebî Talib’dir (kv.). Peygamber Efendimiz (s.a.v.), onu Yemen’e kadı olarak göndermiş ve: “Yemen’e git. Allah kalbine hidayet verecek ve lisanını sabit kılacaktır” buyurmuşlardı.

“Şeyhülislâm” ünvanı ise hicretin dördüncü asrında kullanılmaya başlandı. Bu asırda “İslam” kelimesiyle beraber kullanılmaya başlanan İmadül-islam,  Fahrul-islam, Rüknül-İslâm, gibi ünvanlar da söylenmiş ise de bunların her biri ancak bir kaç zata münhasır kaldı. Lakin şeyhülislam ünvanı ile birçok büyük âlimler ve fakihler meşhur oldular.

Hilafetin kendilerine intikalinden sonra Osmanlı padişahlarının iki sıfatları oldu: Hilâfet ve Saltanat. Şeyhulislamlar, padişah namına hilâfet sıfatına niyabet ederlerdi. Sadrazam ve vezirler ise saltanat sıfatını temsil ediyorlardı. Şeyhülislâmlık makamının, vezaret ve riyaset makamına mutlak bir üstünlüğü vardı. İslâm hilâfetinin bütün haşmetiyle ve mehabetiyle yüksek olduğu devirlerde ümmetin âlimleri arasından en bilgili ve en takvalısı olan zat, kalplerin bu makama hürmetini muhafaza için Şeyhulislamlık makamına gelirdi.

Osmanlı Devletinde Şeyhulislamlık makamının ortaya çıkmasından hilâfetin kaldırılmasına kadar 127 zat Şeyhulislâm olmuştur. Osmanlı’da kullanılan ilk Şeyhulislam ünvanı Feridun Bey’in Münşeat’ında, Evrenos Bey’e ait fermanda şöyle geçer:

“Umum Rumeli vilayetine şeyhülislâm tayin olunan Elvan Fakih’e (ziyde ilmühu) riayet edip gözleyesin. Alimler peygamberlerin varisleridir. Ona son derece lütuf ve şefkatle muamele lâzımdır. Hem bilesin ki Dinin devamı ve şeriatin hükümlerinin icrası onların vücuduyladır. “Alimlerin eti zehirlidir” hükmünü de unutmayıp onu rencide etmekten ziyade sakınınız.”

About Süleyman GÖKSU

avatar

BU HABERİ OKUMAK İSTERMİSİNİZ?

RESULULLAH EFENDİMİZİN ŞEFAATİ

Büyük alimlerden Muhammed bin Harb el-Hilali (radıyallâhü anh) şöyle anlatmıştır: “Bir gün Medine-i Münevvere’ye gittim. …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir