Home / Siyaset / Küreselleşme Müreselleşme hikaye… İlle de Vatan ille de Vatan!

Küreselleşme Müreselleşme hikaye… İlle de Vatan ille de Vatan!

“Küreselleşme, Globalleşme, Modernizm, Modernite, Demokrasi, Özgürlük, Batı Medeniyeti, Avrupailik…”. Ne kadar efsunlu, fiyakalı, çekici ve baştan çıkartıcı kavramlar değil mi…

İnsan söylerken bile başka bir havaya giriyor,
Bunlarla başlayan veya içeren cümleler kurmak, mutlak doğruluk ve dokunulmazlık veriyor söyleme,
Tartışılmaz kavramlar,
Adeta, ilahi bir ulviyet algısı oluşturan, yücelik atfedilen kelimeler,
Söyleyene, Entellik, Çağcıllık, Post-Çağcıllık ve hatta Neo-Post-Çağcıllık fiyakası katan sözler…

Bu kavramların doğduğu coğrafya ve kültürden çıkmış İngiliz Sosyolog Anthony Giddens Globalleşme/Küreselleşme için şöyle diyor;
“Globalleşme elbette tarafsız bir şekilde gelişmiyor ve sonuçları bakımından hayırlı bir olay değildir. Avrupa’nın ve Kuzey Amerika’nın dışında yaşayan birçok insanın gözünde, rahatsız edici derecede Batılılaşma damgasını taşımaktadır. Belki şimdi tek süper güç, global düzende ekonomik, kültürel ve askeri konumuyla sağladığı hakimiyetten dolayı ABD olduğu için, Amerikanlaşma da diyebiliriz”

Noam Chomsky, bugün yaşadığımız küreselleşmeyi 1492’de başlayan sömürgeciliğin çağdaş versiyonu olarak algılar. Ve tarihte “ilk küresel güç” olarak ABD‘yi gösterir.

Chomsky; “Colombus’un 1492’de Amerika’yı bulmasıyla, bu süreç başlamıştır. Avrupalılar gittikleri yerlerde kültürel, siyasal ve ekonomik denetim kurabilmek için sömürge bölgelerini yakıp yıkmışlardır. Colombus’un seyahatini takip eden 150 yıl içerisinde, sadece Amerika’da 100 milyonun üzerinde insan katledilmiştir.”

Smith, Küreselleşme/Globalleşme’yi üçe ayırır;
Ekonomik Küreselleşme,
Kültürel küreselleşme,
Siyasi Küreselleşme,

Şimdi Giddens’ın, Chomsky’nin açıklamaları ve Smith’in sınıflaması ışığında Küreselleşme denen, hipnotize kavramı, pratik hayattan yola çıkarak anladığımız dille anlatmaya çalışalım.

Küreselleşme/Globalleşme’yi anahtar bir kelimeyle daha anlaşılır kılacak olursak bu kavram “hegomonya”dır.

Hegomonya; “Bir devlet, topluluk ya da kişinin, başka bir devlet, topluluk ya da kişi üzerinde denetim kurması, üstünlük sağlaması ve baskıyla istediklerini yaptırmaları anlamına gelir.”

Yani, işin türkçesi “işgal”dir…

Küreselleşme adıyla yapılan bu hegomonyanın muhatap ülkeleri kimlerdir?
Kısaca, Batı ötesi veya Batı dışı diyeceğimiz dünya…
Yani Avrupa ve ABD haricindeki bölgeler,
Yani Latin Amerika, Asya ve Afrika ülkeleri…

Peki nasıl bir işgal..?
Bu işgalin nasıllığına Smith’in sınıflamasıyla bakalım;
Ekonomik İşgal,
Kültürel İşgal,
Siyasi İşgal.

Ekonomik Hegomonya/İşgal nedir..?
Ülkelerin bankalarını, borsalarını, stratejik sektörlerini, merkez bankalarını, Piyasa denetleme ve düzenleme kurumlarını, mal alım ve satımını, ithalat ve ihracat inisiyatiflerini kontrol etmek.

Tüm bu sektörlerin, görünürde o ülke bireyleri ve şirketleri kanalıyla yönetildiği algısını oluşturarak, içerdeki ekonomik tetikçileri vasıtasıyla kendine bağlamak,
Bu konuda her türlü manipülasyon ve piyasa oyunlarını tezgahlayarak kontrollerini pekiştirmek için her türlü dalgalanmaları tesis etmek,
Ekonomik tetikçileriyle “ekonomi kötüye gidiyor, IMF ve Dünya Bankası devreye girmeli” gibi söylemlerle “borçlanma bağımlılığını” canlı tutmak.

Döviz kurları, enflasyon, deflasyon, cari açık vb. gibi kendi yarattıkları kavramları kullanarak halkın psikolojisini bozmak ve hedefledikleri ekonomik işgal için operasyonlar yapmak.
Tüm bunların sonunda ise; hedef ülkenin ekonomisini yönetir hale gelmek…

Kültürel Hegomonya/İşgal Nedir..?
Hedef ülkenin Milli kimlik ve kültürünü önemsizleştirerek zayıflatmak ve son tahlilde yok etmek,
Dünyasallık vaadiyle, Vatan algı ve olgusunu basitleştirmek ve son tahlilde “Vatansızlık” algısını kanıksatmak, (mesela, Dünya Vatandaşlığı gibi maksadı belirsiz, ama bir o kadar efsunlu tabirleri de araçsallaştırarak)
Millet ve Milliyet gibi toplumun varlık sebebi değer yargılarını demodeleştirmek,
Hedef ülkenin dini inanç ve algısının anlam ve önemini bitirmek, dinin birleştirici özelliğini unutturmak.

Hatta tam tersine; ayrıştırıcı, ötekileştirici bir enstrümana dönüştürerek din-millet irtibatını kesmek,
Millet olmanın ana umdeleri olan; ortak tarih algısını, mit’leri, folklorik farklılıkları etnik ayrıştırıcı enstrümana dönüştürmek,
Mikro kültürleri teşvik ederek, müşterekleri zayıflatmak ve milletin bireylerini daha küçük kültürel parçacıklara dönüştürmek.

Tüm bunların sonunda ise; hedef ülke milletini; millet ve milliyet kavramına yabancı, hegomonik yaklaşıma teslim olmuş, milli ittifak yerine; ihtilafa düşmüş, zayıflatılmış, ucubemsi bir topluluğa dönüştürmek.

Siyasi Hegomonya/İşgal Nedir..?
Hedef ülkedeki Siyasi Partilerde belirleyici olmak, üst yöneticilerini belirlemek ve kendileriyle işbirliği (sadece tabi olan) yapan kişilikleri yönetsel makamlara getirmek,
Seçim sistemleri ve yapılan seçimleri, her türlü yönlendirmelerle kendi yörüngelerindeki kişilerin seçilmesi için dizayn etmek,
Ülkelerin dış politikalarını, kendi menfaatleri üzere yapılandırmak,
Kamu Bürokrasisini kendi tetikçileriyle oluşturmak ve onlar vasıtasıyla bağımsız hareket eden/edecek olan siyasileri hizaya getirmek,
Milli, yerli ve ülkesel davranan yöneticilere darbe yaparak, imha etmek,
Hedef Ülkenin savunma sanayini ve Silahlı kuvvetlerini NATO, BM vb. örgütler vasıtasıyla “askeri işbirliği” adı altında içten içe ele geçirmek ve kritik anlarda “darbe” için devreye sokmak,
Vakıf ve dernek adı altında siyaseti etkilemek, ülkeyi cemaat ve cemiyetlere ayırmak, siyasi parçalanmışlıkları körükleyici adımları tetiklemek,
Ülkedeki etnisiteyi “siyasi ve kültürel hakların verilmesi” gibi hamaset kokan sözlerle galeyana getirmek, iç barışı bozmak, etnik ve mezhebi çatışmaları ortaya çıkarıcı terörizasyonları teşvik etmek,
Tüm bunların sonunda ise; hedef ülkeyi “yönetilemez” hale getirip, mikronize etmek, ayrıştırmak, düşmanlaştırmak, hasımlaştırmak ve kendilerine fiili işgal ortamı hazırlamak.

Kısaca; oluşturdukları siyasi, ekonomik, kültürel sihirli kavramlarla “Ulus-Devlet” modelini ve “Üniter Yapı”yı şeytanlaştırmak. Nihayetinde devletleri “Devletçiklere” dönüştürmek ve bu minik devletleri; şirketler, ajanlar, ekonomik tetikçiler, içerdeki satılmışlar vasıtasıyla peykleri yapmak…

“Batılılaştırıcı” veya “Amerikanlaştırıcı” yaklaşım her yolu mübah görür.

Yaşatma adıyla öldürme vardır,
Özgürlük adına esaret vardır,
Demokrasi adına darbecilik vardır,
İnsan hakları adına insan hakkı ihlali vardır,
Barış götürme adına savaş vardır,

Bütün bunların sonunda; ABD ve Avrupa’nın Küreselciliğinin ardında sadece, yakılmış yıkılmış şehirler, kronik ve sonu gelmeyen iç çatışmalar, kan ve gözyaşı vardır.

Noam Chomsky’nin deyişiyle; 1492’de Amerika’nın keşfiyle başladı bu katliam dolu “Küreselleşme” yani hegomonya, yani işgalcilik… 

Son elli yıla bakarsak;
Afganistan-Irak-Libya-Mısır-Suriye-Filistin-Lübnan,
Bosna-Ukrayna,
Brezilya-Guatemala-Venezuela-Kolombiya,
Sudan-Somali-Yemen-Orta Afrika-Liberya-Çad-Cezayir-Nijer-Nijerya, nerdeyse tüm Afrika Ülkeleri…

ABD ve Avrupa buralara ne için gitti..?
Güya; Demokrasi, insan hakları ve özgürlük götürmek için…
Sonuç: yüzbinlerce, milyonlarca insanın katledilmesi, iç savaş, kan ve gözyaşı…

Aldıkları ne..?
Bu ülkelerin yeraltı ve yer üstü tüm zenginlik ve değerleri…

Peki bu durumda, biz ne yapmalıyız..?
Küresellik, modernite, demokrasi gibi cilalı sözlerle gelen sırıtık yüzlere prim vermemeliyiz,
Avrupa ve ABD’nin kendi dışındaki ülkeleri ele geçirme planları olan kavram ve söylemlerin sihrine kapılmamalıyız,
Nostaljik romantizm ve tarihsel hamasetten uzak, kendi tarihimizin “Milli Kimlik ve Vatan” olgusuna ihtimamını ve korumaya yönelik ölüm-kalım mücadelesini Cengiz Han’dan Osmanlı’ya, kendi devlet geleneğimizde bulabiliriz.

Bin yıllık devlet geleneğimiz, bu ve benzeri sinsi ve doğrudan saldırılarla doludur.

Bu bağlamda; tarihsel derinlik ve mücadelemizi irdelemeli, örnek almalı; egemen güçlerin “küresel hakimiyet istilası” içinde eriyip gitmeden, kendi benlik ve milli özgürlüğümüzle, “Milli Kimlik ve Vatan” vazgeçilmezlerimize daha bir sıkı sarılmalıyız.

Aldanmamalıyız,
Bölünmemeliyiz,
Böldürtmemeliyiz,

Vatan, millet, bayrak, devlet gibi olmazsa olmazlarımıza ölümüne sarılmalıyız.

Son tahlilde;
Eğer biz; “BİZ” olabilirliğimizi devam ettirirsek kazanan “BİZ” oluruz.
İşin sonunda; “Savaşı piyadeler kazanır”
“Taktik maktik yok… Bam bam bam…” misali,
Globallik Mloballik, Küreselleşme Müreselleşme yok…

VATAN, VATAN, VATAN,

İLLE DE VATAN, İLLE DE VATAN…

About Erkan YILMAZ

avatar

BU HABERİ OKUMAK İSTERMİSİNİZ?

Bankacılık sektöründeki sorunlar tüketiciler lehine düzeltilmelidir.

​Milletvekili Ahrazoğlu: Bankacılık sektöründeki sorunlar tüketiciler lehine düzeltilmelidir.   MHP Hatay Milletvekili ve TBMM Başkanlık Divanı …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir