Home / Köşe Yazıları / OSMANLICA TARTIŞMALARI VE OSMANLI ARŞİVİ

OSMANLICA TARTIŞMALARI VE OSMANLI ARŞİVİ

Osmanlıca hakkındaki tartışmalar gündemin ön sıralarındaki yerini korumaya devam ederken bazı yanlış anlamaları düzeltmek ve sağlam bir tartışma zemini yaratmak gerektiğini düşünüyorum.

Öncelikle “Osmanlıca” nedir, sorusuna yanıt aramak gerekir. Bu terim, süregelen tartışmalardan da anlaşılacağı üzere iki farklı şekilde algılanmaktadır ve taraflar bu algılarını şu şekilde savunmaktadır:

Osmanlıca, kadim Türkçedir; yani Osmanlı Dönemi Türkçesidir, dolayısıyla bu dil öğrenilmeli ve öğretilmelidir.
Osmanlıca, dönemi kapanmış bir dil ve alfabedir; bugün bu tartışmaları yapmak gericilik ve inkılap düşmanlığıdır.
Bizim “Osmanlıca” kavramından anladığımız şudur: Osmanlıca, 1000 yıldır kullandığımız, “Arap” kaynaklı olmakla birlikte Türkçenin ses yapısına uygun hale getirilmiş bir alfabedir, bu alfabe ile yazılan dil ise “Osmanlı Dönemi Türkçesi”dir.

Peki Osmanlıca öğretilmeli midir veya kime, ne ölçüde öğretilmelidir? Osmanlıcaya sadece bir alfabe olarak bakar ve öyle düşünecek olursak, Arap kaynaklı bu Türk alfabesi, yüksek öğrenimini kaynakları bu alfabe ile yazılmış metinlere dayanan Tarih, Türk Dili ve Edebiyatı, İlahiyat ve Sosyoloji gibi bölümlerde yapacak olan öğrencilere öğretilmelidir. Bugün Osmanlıca Sosyal Bilimler Liselerinde mecburi derstir ve bu yerinde bir karardır. Bu alfabeyi sonraki eğitim hayatında kullanmayacak olanlara zorunlu olarak öğretmek, zaman kaybı olmakla birlikte öğrenciyi bu alfabeden nefret ettirebilecek olumsuz bir etki doğurabilir. O halde hedef kitle doğru olarak belirlenmelidir.

Osmanlıca sözü ile kastedilen eğer Osmanlı Dönemi Türkçesi yani bünyesinde büyük bir miktarda Arapça ve Farsça sözcük barındıran tarihi Türkçe ise her öğrenciye öğretilmelidir. Bu öğrencinin söz dağarcığını geliştirecek, eski metinleri anlamasını ve yorumlamasını kolaylaştıracaktır; fakat söz dağarcığını geliştirmek için alfabe öğretmeye gerek yoktur. Burada hedeflenmesi gereken tarihi metinleri sevdirmek, dolayısıyla bunların anlaşılmasını sağlayacak sözcüklerin öğrenilmesini sağlamaktır. Bunun yolu da öğrenciye sözlük kullanmayı öğretmektir.

Peki bu tartışmayı açanlar samimi mi, yoksa bu tartışmalar gündem değiştirmeye yönelik bir maksat mı taşıyor? Niyet okuyacak değiliz, ancak Osmanlı Arşivleri bağlamında birkaç söz söyleyerek kararı okuyucuya bırakacağız.

Osmanlı Arşivi, 100 milyon belge ve yüzbinlerce defter ile Osmanlıca kaynakların büyük bir kısmını bünyesinde barındıran tarihi bir arşivdir. Bu Osmanlıca kaynaklar, matbaa yaygın olmadığı için el yazısının rika, divani, siyakat, nesih, talik, kufi ve celi gibi okunması kitap harflerine göre oldukça zor yazı çeşitleri ile kaleme alınmıştır.

Osmanlı Arşivi’nde bugün bu yazı çeşitlerini okuyan, anlayan ve de özetleyerek tarih ve kültür araştırmacılarının istifadesine sunan personel görev yapmaktadır. Yani hakkında tartışmalar yaptığımız Osmanlıcaya hem alfabe hem de söz varlığı bakımından hakim bir personel…

Osmanlıca tartışmalarını açanların ve Osmanlıcayı hararetle savunanların Osmanlı Arşivi’nden ve Osmanlı Arşivi’nde görevini hakkıyla yerine getiren personelden söz ettiği duyulmadı. Bunun burada özellikle dile getirmek istediğimiz üç sebebi var:

Hala ülkemizde bir Milli Arşiv Kanunu yoktur, arşivler çağının gerisinde kalmış bir yönetmelikle idare edilmektedir.
Arşiv personeline hak ettiği “Arşiv Uzmanlığı” kadrosu verilmemiştir; bu perosnel halen “sözleşmeli personel” ve “araştırmacı” statüsünde çalıştırılmaktadır.
Bütün bunlar yetmezmiş gibi “araştırmacı” kadrosunda çalışanların maaşlarında 800 TL’ye varan kayıplar oluşmuştur. 9. derece bir “araştırmacı”, kesinlikle abartmıyorum, en düşük memur maaşı ile çalıştırılmaktadır.
Açıkça söylemek gerekir ki Osmanlıca noktasında bizim var olduğuna inandığımız samimiyeti göstermenin en kolay yolu, ülkemizin yoğun gündemi nedeniyle gözden kaçırılan Osmanlı Arşivi’nin resmi mevzuatta vasıfsız görülen fakat hakikatte Osmanlıca yazının her türüne vakıf olan uzman personelinin maddi kayıplarını gidermek ve hak ettikleri özlük haklarını teslim etmektir.

About Süleyman GÖKSU

avatar

BU HABERİ OKUMAK İSTERMİSİNİZ?

“SULTANLAR İNSANLARA, ÂLİMLER SULTANLARA HÜKMEDER”

Hz. Ali (k.v.) şöyle buyurdu: “Alimler, daima mescitlerde bulunan oruçlulardan daha hayırlıdır. Bir alim vefat …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir